06 Şubat 2008

Bu Blog Bu Utancı Taşıyamaz!

- Ne demek şimdi bu!? Bu kadar utanılacak ne yaptın?
- Yaptığım ve bugüne kadar beni en çok utandıran şey; bir seminer sırasında soru sormak için parmak kaldırıp, söz verildiğinde soracağım soruyu unuttuğumu söylemekti herhalde. Ama konunun bununla bir alakası yok tabii ki.
- Peki sorun nedir o zaman?
- Konu benim yaptığım, söylediğim ya da sebep olduğum bir şeyle ilgili değil. Hasbelkader rastladığım bir blog yazısının altına yazılan ve okuduğumda yerin dibine girmek istediğim bir "yorum"la, daha doğrusu "yorum" sahibinin kullanıcı adıyla ilgili. Kullanıcı adında "mor", bir sıfat tamlamasında kullanılmıştı ve benim bloğumun adıyla olan uzaktan benzerliği bile (yapılan "yorum"un aşağılığı dolayısıyla) yerin dibini yerin üstünden daha cazip hale getirdi benim için.
- Merak ettim, neymiş seni bu kadar rahatsız eden "yorum"?
- Dedim ya okuduğumda yerin dibine girmek istedim. "Yorum" sahibiyle aynı havayı solumak, aynı lisanı konuşmak bile zul geliyor bana. O "yorum"u buraya aktarmak ya da "yorum"a link vermek düşünebileceğim bir şey olabilir mi!? Hem, dün geceden beri çektiğim ızdırabı benimle aynı hassasiyetlere sahip başka birilerine de çektirmek istemem.
- Nedir o zaman bu tantana? Ne tam olarak neye kızdığını söylüyorsun, ne de bu yazıyı neden yazdığınla ilgili bir şey!
- Bu yazı bu bloğun kapısına vurulan bir kilitten ibaret. Gerekçesi ile ilgili de kendi anlayışım ve hissiyatım çerçevesinde söyleyebileceklerimi söyledim. Bahsettiğim "yorum" ve sahibiyle ilgili yapılabilecek bir şey gelmedi aklıma. Elim kolum bağlı oturmak yaşadığım rahatsızlığı daha da arttırıyor. "Yorum"un altında bulunduğu yazıya bir yorum da ben yazarak tepkimi gösterebilir, ulaşabildiğim kişilerin haberdar olmasını sağlayarak tepkimi zenginleştirebilirdim belki. Ama sonuçta yaptığım, pisliği deşmek ve daha fazla kokmasını sağlamak olurdu. Aklıma gelen kökten çözümleri ise mevcut yasalar suç, bu iğrenç "yorumu" ise suçun hafifletici nedeni olarak düzenlemiş durumda maalesef. Beni tek rahatlatan şey ise adaletin ille de bu dünyada sağlanacak bir değer olmadığı.
- Ee sonuç!?
- Şu an için sonuç, aktif yaşamı kısa olan bu bloğun kapatılması. Kapatılmasından kastım bir daha buraya yeni yazı eklenmeyecek olması. Aklımdakileri sizlerle paylaşabileceğim ve isminin benzeştiği şeylerin araştırmasını önceden yapacağım bir blog açana kadar hoşçakalın. Yazılarımı okuyan ve yorum bırakan herkese teşekkür ederim.

20 Kasım 2007

Steve Jobs - "Aç Kal Budala Kal"

Sonunda başardım!
Steve Jobs'un, Stanford Üniversitesi 2005 yılı mezunlarının karşısında yaptığı o müthiş konuşmayı alt yazılı haliyle upload etmeyi başardım. Böyle naralar atmamın nedeni, günlerdir bunun üzerinde çalışmış ve her aşamasında envai çeşit sorunla karşılaşmış olmam. Düz yazı şeklindeki tercümeyi alt yazı haline getirmekten, online video paylaşım sitelerine upload etmeye kadarki süreç boyunca yaklaşık 30 download (25 kadarı ilgili programlar) yapmış olmam; YouTube, Google Video, Metacafe ve Dailymoition'a 10'un üzerinde upload girişiminde ( çoğunda upload tamamlandı ama video yayınlanmadı) bulunmuş olmam bu naraları mazur göstermeye yeter herhalde;)
Neyse ki sonunda yerli malı video paylaşım sitemiz izlesene.com, tam da umudumu yitirmeye başladığım sırada videoyu yayınladı:) Mazur görmeye başlamışken çözünürlükteki ufak sorunu ve upload sonrası ortaya çıkan ufak senkron sorununu da ihmal etmeyin lütfen. (Güncelleme 1'de belirttiğim hatayı kökünden ortadan kaldırmam bu hatalara da son vermiş oldu.)
Kendisi için ufak bir katkıdan başka bir şey olmayan bu videoyu izlemeye başlamadan önce Fikir Atölyesi'ne uğrayıp Tunç'un yazısını okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum (tercüme için de bu yazıdan faydalandım). Benzeri pek çok şahane yazıyı da bulabilirsiniz burada ama hazır uğramışken şunu da mutlaka okuyun derim ben.

Güncelleme 1: Buyur burdan yak! Yine hata! Daha iyi bir uploadu "başardığım" an videoyu değiştiririm artık. Siz şimdilik videoya çift tıklayarak izlesene.com'dan sorunsuz izleyebilirsiniz.
Güncelleme 2:
Dailymotion'a upload etmeyi "başardım". Güzel oldu böyle.

Güncelleme 3:
Güncelleme sınırı olmaması hoş bir şey.

Güncelleme 4:
Abarttım, farkındayım;))
Madem sınır yok,
Güncelleme 5:)) Video ile ilgili bildirgeçe yazdığım yazıya ve buraya gelen (bkz. Gaye Hanım'ın sitemvari yorumu) yorumlardan sonra bir download linki hazırlamak şart oldu: Buyrun. Video paylaşım sitelerinde kirlilik oluşturulması dışında bir kaygımın olmadığını da belirteyim bu arada. Yalnız, YouTube'ye upload eden bir arkadaş olur, bana da bunu nasıl becerdiğini söylerse memnun olurum. Malum, ben beceremedim;)

07 Kasım 2007

Türkiye Blog Konferansı'07

Ben daha üzerimdeki ölü toprağını atıp marketingist yaşanmışlıklarına dokunamadan BarCamp İstanbul'07 ve Türkiye Blog Konferansı'07 gibi iki etkinlik daha geldi geçti.
Türkiye Blog Konferansı'da yaşananlarla ilgili söylenecek ne varsa Süleyman Sönmez söylemiş neredeyse. Yalnız hatırlayabildiği kadarı bu muydu yoksa dile gösterdiği özen kullanılan argo(?) kelimeleri dönüştürmeyi de kapsıyor mu bilmiyorum ama benim kesin olarak hatırladığım, Tunç'un kullandığı ifade "yapaylık" değil "piçlik"di (“Arama motorlarına göre başlıklar ve içerik hazırlamak yapaylıktır” (Tunç Kılınç) ). Eda Suner'in

Devletşah'ın Eda Suner'in konferans sırasında " Şimdi bizim burda olmamıza bozulan, burda olması gereken kişilerin bizler olmadığını düşünen kişiler olacaktır." gibi bir ifadesi vardı. Pek olası görmemiştim bunu ama eleştiriler konferans öncesinde başlamış.

Konferansın ortalarında konferansı değerlendirmek üzere anket formu dağıtıldı herkese. Bir blog konferansıyla, üstelik Microsoft'un ana sponsoru hatta organizasyonunda söz sahibi olduğu bir konferansla ilgili değerlendirmeyi hard copy bir anketle almaları bana çok garip geldi doğrusu. Konferans sonrası tanıtım sitesinde hiç bir faaliyet olmaması da...
Velhasıl konferans bence de oldukça başarılıydı. Ama daha başarılı olması için gösterilecek çaba, gösterilmiş olan çabanın yarsı kadar bile değildi bence.


Güncelleme: Devletşah, aktardığım ifadenin kendisine ait olmadığı yönünde bir düzeltmede bulundu. Hafızamı da yoklayarak gerekli düzeltmeyi yaptım. Bu arada tartışmanın asıl tarafları da ortaya çıkmış oldu. (1. 2.) Blog magazinciliği gibi bir niyetim yok kesinlikle ama tartışmalar o kadar ilginç ki paylaşmadan da edemedim.

28 Eylül 2007

Pilli'den Açıklama Geldi

Dün yaşanan "hack" olayı ile ilgili pilli'den açıklama geldi. Bildireç'ten pilli bloğuna link verilerek yapılan açıklamanın bildirgeç'teki kısmından,"hacker"larımızın hak ettikleri(?) cezayı aldıkları anlaşılıyor. Bildirgeç'in, malum kişiler hakkında olumlu/olumsuz yorum yapılmaması yönündeki talebi de pek dikkate alınmamış gibi.

27 Eylül 2007

Bunu Unutmuşum

İlki buydu.
Güncelleme: Benim buzla vasıtasıyla eklediklerimin dışında başkaca incileri de varmış bizim "hackerlar"ın. Arda Kutsal mevzuyu Webrazzi'de irdelemiş. Hatta bildirgeç ekran görüntüsünü de yakalamış.
Bu arada siteleri yalnız buzla üzerinden takip etme alışkanlığımı gözden geçirmem gerekecek anlaşılan. Bu alışkanlık bazı şeyleri kaçırmama neden olabiliyor görüldüğü üzere.

Bildirgeç Hacklendi(mi!?)

İnternet, tasarım, popüler kültür ve teknoloji hakkındaki güncel haberleri anadilimizde takip ettiğimiz güzide platform bildirgeç hacklendi(!).
Favori sitelerimi hergün düzenli olarak buzla üzerinden takip ederim. Bildigeç de içeriğini ilk incelediğim sitedir. Bildirgeçteki içeriği okuduktan sonra diğerlerine geçmiştim ki birden bildirgeç de 5 yeni yazı daha olduğunu gördüm. Bu kadar kısa sürede bu kadar içeriğin eklenmesi hiç de normal birşey değildi. Zaten karşı karşıya olduğum durum da hiç normal değilmiş.
Serkan'a göre bildirgeç 12:20 itibariyle emrindeymiş. Ben 13:15 gibi farkettim. Farketmemle pilli yönetiminin "uyanıp"(ilk ekran görüntüsündeki yazının yorumunda, yorumculardan biri 'yönetim uyuyo mu"diye sormuş, diğeri 'ne zaman uyandılar ki' diye cevap vermiş:) ) yazıları kaldırması bir oldu. Bende elimde kalan buzla sayfasından faydalanarak blog camiası için önemli olabileceğini düşündüğüm bu anı ölümsüzleştirmek istedim. Olayın hackleme olup olmadığı konusundaki bilgiye de ulaşmış oldunuz olacaksınız böylelikle.

26 Eylül 2007

Fuser - Online Yaşamınızı Kolaylaştırmanın Yolu (mu?)

Evet, marketingist yaşanmışlıklarıyla devam etmeyi planlıyordum ama günlük olağan web takibimi yaptığım sırada beni bir hayli heyacanlandıran bir servisle karşılaştım ve öncelik sıralamasını değiştirmeye karar verdim.
Fuser, AOL, Exchange, Gmail, Hotmail, SquirrelMail, Yahoo, Yahoo Beta ve hatta POP3 mail hesaplarınızı bir araya toplamanıza imkan sağlıyor. Bitmedi! MySpace ve facebook hesabınızı da bu servise ekleyerek bu ağlar üzerinden gelen mesajlarınızı da takip edebiliyorsunuz. Takipten kasıt, sadece gelen mesajlardan haberdar olmak değil. Aynı servis üzerinden cevap vermek, farklı klasörler oluşturmak gibi hesaplarınızın genel yönetimini de kapsayan bir işleyiş söz konusu. Benim gibi neredeyse her serviste mail hesabı olanlar ve sosyal ağlara ilgi duyanlar için iyi bir haber bu.
Fikir gerçekten güzel ama an itibariyle yaptığım birkaç küçük deneme, uygulamanın aynı düzeyde olmadığını, hatta uygulamanın bir düzeye sahip olmadığını gösterdi malesef. Her yeni(!) serviste bulunan beta etiketine sahip olması, servis hakkında ilerisi için iyimser olmamıza yeter mi bilmem ama takibimdeki servislerden biri olacağı kesin.

24 Eylül 2007

Hey Gidi Günler

İlk ve son yazımı yazalı bir seneden fazla olmuş. Aslında bilinçli bir uzak durmaydı bu. Pazarlamayla tanışmama vesile olan bloglardı. Ya da tam tersi... Her ikisinin de ruhu çarpmıştı beni. O çarpılmışlıkla da dalıverdim blog deryasına. Ayılmam, "ya dur bakalım n'oluyoruz" demem, köşeme çekilip sıkı bir takipçi olarak bu iki ruha nüfuz etmeye gayret etmem ve nihayet marketingist'e katılarak gaza gelmem bir sene sürmüş.
Yeni bir blog açmak için isim düşünürken aslında böyle bir blogumun olduğunu hatırladım. İlk yazımı okuyunca da utandım biraz açıkçası. Anlaşılan, Büyük Mor İnek'i okumamla bloğu açmam aynı zamana denk gelmiş :) Bir ara silmeye yeltendim ama sonra kulağıma küpe, bloguma nazarlık olsun diye canını bağışlamaya karar verdim. (Bu arada "aslanlarım"dan kasıt Esad ve Vesim adlı iki oğlumdur.)
Bu ikinci giriş yazısının ardından marketingist yaşanmışlıklarıyla devam etmeyi planlıyorum. Hadi hayırlısı...

08 Ağustos 2006

Mor Meraklar

Merhabalar.
Nereden ve nasıl ulaştıysanız, hoşgeldiniz!
Bu blog meraklarımın bloğu olacak. Merak edicem bol bol. Önce ve en çok pazarlamayı...
Olabildiğince de mor olacak meraklarımın rengi.
Başka meraklarımda olacak tabi. Geçmişte olduğu gibi...
Bakarsınız meraklarımız kesişir bir yerde. Ya da meraklarıma/meraklarımıza son noktayı koyacak kişi siz olursunuz.
Belki biraz da kendimden bahsederim kendime ve size. Sonra da biraz aslanlarımdan...